21 Mart 2014 Cuma

Amangar 4 ve 5. Gün


 Sabah yataktan nasıl kalktığımı da hatırlamıyorum. Odamdan çıkıp içeri geçtiğimde herkes uyanmış kahvaltı yapıyorlardı. Kayınvalidem "hemen otur kahvaltını getirsinler" dedi gunaydin bile demeden, canımın istemediğini, odamda olucagimi söylediğimde kayınvalidem acele ile " hayır, yalnız kalmak yok, hemen ye bir kac işimiz var arazi ile ilgili onları halledip seni Peshawar' a götüreceğim" dedi. Kadın okul projesi ile coktan gelip gitmişti, kayınvalidem memnundu, tapuya gidip okul icin arazi isleri halledilecekti. Birsey yemeden hemen kendimi ve Zoe yi hazırladım. Zoe ishal olmuştu. " muz yediririm birşeyi kalmaz" diye düşündüm. Hazırlanip evden çıkana kadar 4 kere daha altını değiştirmek zorunda kaldım. Endişelenmeye başlamıştım. Çok pis bir yerdi amangar, ineklerin bile domuzlar gibi kendi pisliği icinde oturduğu çöple dolu bir yerdi dışarısı. Tamam Zoe Alylerin alanından dışarı çıkmıyordu ama o cocuklar. Surekli Zoe ile oynamaya çalışıyorlar bir birlerine dokunuyorlar, oyuncaklara dokunuyorlar....sivrisineklerde fazla burda.  Neyse muzunu yesin birşeyi kalmaz inşallah. 

  Yola çıktık. Ilk once tapu binasına gittik, bir kac bina arasında araba ile gidip geldik açıkcası, Turkiye gibi "oraya git sunu imzalattir, buraya git sunu damgalattir, harç yatir bilmem ne" ve bunların hic birisini bir çatı altında yapamıyorsun. Koşturmam lazım ordan oraya deli gibi. Kayınvalidemin be Alynin de imzası gerekli oldugundan oradan oraya geçip durduk. Kayınvalidem kadın oldugu için tek başına bir sey yapamıyordu, bir erkeğin yanında olması lazımdı cünkü İslam ile yönetilen bu ülkede kadınların erkek olmadan hic bir sey yapmaya hakkı yoktu. Illa oğlun, Abim, kocan olucak yoksa bir hiçsin. Dünya paranda olsa yanında erkek yoksa ne arazi satabilirsin ne birsey yapabilirsin. Ben, Zoe ve koruma arabada bekliyorduk. Binanın önünde bir grup erkek vardı. Surekli gözleri üstümüzde, benim yuzum gözlerime kadar kapalı, hava sıcak, bunaldım iyice nefes alamıyorum. Aly'ler döndüğünde rahatladım, yola çıksak ta bir an once basımı açıp bir hava alabilsem. 
Tapu binasının önündeki adamlar 

 Amangardan peshawar sehir içi bir buçuk saat filan. Otoyolda uyumuşum. Peshawar sınırına vardığımızda uyandım. Aly uyandığına baya sevinmişti. Hemen başladı anlatmaya " bak bu yok Büyük İskender'in üstünden geçtiği yol, dunyanın en uzun yolu. Çin'e kadar gidiyor bu yol. Adı Grand Truck Road. Ben de bu yolda cok gidip geldim zamanında."  Demesinin ardından " ama bir Hindistan'ı alamadın o kadar gidip gelmeye" dince annesi gülmeye başladı. "Arabada neden koruma yok" diye sordum, annesi " onlar arkadaki arabadalar , hep beraber olalım istedik" cevabını aldım. Anladım ne oldugunu, benim icin endişelenmeye başlamışlardi, havanı değiştirme gezisi yapicaktik. Ne manası varsa, sanki ben eski neşeli halime dönünce o kız geri gelecekti. Ya da babasının Allah belâsını verecekti. Sonra üzüldüm. Benim Icin binbir türlü saklabanlik yapmaya başlamışlardi arabada, ardı kesilmeyen sakalar, en sevdiğim abur cuburlar yolluk olarak alınmış surekli ikram ediliyordu. Bense surekli kısa, sert cevaplar verip onların cabalarını suratlarına tokat atar gibi kesip atıyordum. Toparlamalıydım kendimi. Ailem benim için endişeleniyordu. Yavaş yavaş açılmaya başladım. Geçtiğimiz yerleri inceliyordum butun dikkatimi yola yolda gördüklerime vermiştim. Yol kamyon doluydu. Kamyonlar bir gelinmiş gibi süslenmiş, boyanmış, her tarafı kınali, nakişli. Telefonumu elime aldım en güzelini gördüğümde fotografını çekincektim. O kadar cok kamyon vardı ki hangi birini fotograflayim şaşırdım, hızlı da gittiğimizden fotograflar guzel çıkmıyordu, bir müddet sonra sadece bakmakla yetinmeye karar verdim. Her yer harabe. Doğru düzgün bir bina bile yoktu. Trafiği kesmek icin "ring road" diye bir yola geçip sehir icine baska bir yoldan gitmeye başladık. Bu da büyükçe bir yoldu. Yolda geldigimiz yone doğru giden tanklarla dolu kamyonlar geçmeye başladı, Aly " bak bunlar Amerika'nın tankları, yavaş yavaş geri çekiliyorlar, onlarda başa çıkamadılar burası ile kimse basa çıkamaz " dedi. 

 10 dakika sonra Peshawardaki evlerine vardık. Öğle yemeği hazırdı bile yalnız ben ilk once evi gezmeyi istedim. Evde 3 bahçe vardı, en sevdiğim evin yanındaki gizli bahçe oldu. Aly'nin çocukluğunda oynadığı salıncaklar, babasının gençlik arabası, yaptıkları suni şelale çok hoştu. Videosunu instagramda paylaştım. Sonra yemeğe geçtik. Aly pirzaloya benzeyen birsey uzattı, sanki biri butun etini yemiş yağlarını da bırakmış gibi duruyordu. Aly'e sorduğumda " bu en makul et, burada yağ kısmı etten daha makbul, bak annem yiyor bile", hemen annesinin tabağına baktım, eti ayırmış yağını yiyordu. Benim hiç alıştığım bir görüntü degildi biraz yadırgadim. Ayip olmasın diye herseyden tabağıma biraz alıp tadına baktım ama Chapli kebap dedikleri yayvan köfteden baskası yenilecek gibi değildi benim için. O bile çok yağlıydi. Yemekten sonra evdeki tüfekleri ve silahları inceleyip kurcaladım, çay ve yeşil çay içtikten sonra amangara gitmek icin yola koyulduk.  
 
 Yolda KFC ve McDonalds gördük ve kapılarının önünde 3/4 tane tüfekli koruma vardı. Cok şaşırdım, nedenini sorduğumda Ingiltere ve Amerika ile bir problem oldugunda buraların hemen yakılmaya çalışıldığını ve cogu zamanda para oldugu icin soyulmaya çalışıldığı icin koruların oldugu cevabını aldım.  


Ilerde Aly heyecanla uzunca bir buna gösterdi. "Iste, sana söylediğim okul bu, iste bu!" Dedesinin yaptırdığı üniversiteyi gösteriyordu, oldukça uzunca bir binaydı, bittiği yeri göremiyorduk, araba ile 5 dakika gittikten sonra bittiği yeri gördük. Öğrenciler mutlu görünüyorlardı, dışarıda çeşitli aktivitelerde eğleniyorlardı, guzel bir atmosferi vardı. Inşallah kayınvalidemin okulu da bir gun boyle olucakti, gelip görüp o ağır pis duygunun yerine huzur ve mutluluk duyacaktım.  

 Arabada migdem bulanmaya başladı, braz uyursam kendime gelecektim, Zoe kucağımda uyumaya başladım. 

 Uyandığımda eve varmıştık yalnız migdem hepten kötülemişti, öğlen yemeği ağır geldi diye ne yolda bir sey yedim ne de aksam. Gaviscon bulabilirmiyiz diye sorduğuma Aly güldü, burda "hajmola var gaviscon yerine" dedi, ilacı getirdiler, iki tane çiğnemem gerektiği söylendi, ağzıma attım ama o nasıl iğrenç bir tad! Nasıl pis! Anlatabilibecek gibi degil ağıza gelen her kademesi ayrı bir iğrençlikte. Aly hemen yutmam gerektiğini söyledi, iyileşmek için yuttum artık, ardından da ufak bir cikolata attım ağzıma yoksa kusacaktım. Cok güçlü bir tadı vardı. 

Git gide kötülemeye başladım. Verdigim muzlarla Zoe düzelmişti yalnız ben cok kötüleşmeye başladım, sabaha karsi 2 gibi banyoya koştum, kussam rahatlayacağım ama migdemde hiç bir sey yok, ilk defa insanın geğiriyinin tuvaletinden fena koktuguna şahit oldum, cok fena ishal olmuştum. Butun aksam her 5 ile  15 dk da bir tuvalete giderek geçirdim. Aly yanımdan hic ayrılmadı, en sonunda ağlamaya başladım," ne olur götür beni bu Allah'ın cezası yerden! Ne olur! " 
 Sabah olmuştu gözlerimi açtığımda, annesi ve Aly bas ucumda, annesinin elinde " pediolyde" yazan icinde pembe bir sıvı olan sise, oda da birşeyler yakıp dua eden kadınlar. Bense ne oldugunu anlamaya çalışıyorum, annesi elindeki şişeyi icmem gerektiğini söylerken yerimden kalkmaya çalıştım ama mumkun değil, hic enerjim olmadıgı gibi butun vücudum ağrı icinde. Acı çektiğimi gören annesi " vücudun cok zayıf düştü, bayıldın, bundan en az 2 sise içmen lazım ki kaybettiğin mineralleri geri al, ağrıların gider" dedi. Başımda dua okuyup birşeyler yakan kadınları çıkartmalarını söyledim, pis koktugu gibi aynı zamanda neye uğradığımı şaşırmıştım, üstüme üstüme geliyordu resmen. Dualarını bitirip hemen çıktılar, Aly ve hizmetliler beni doğrulttu. Cok susamıştım, sakız aromali tuzlu içeceği hoşuma gitmemesine rağmen 3-4 dikkiste bitirdim. 5 dakika ya basımın ağrısı geçer gibi oldu, hareket edebiliyordum yalnız vücudum hala ağrı içindeydi, özellikle de bacaklarım ve kalçam. Tuvalete gidebilecek enerjim gelmişti ki yine koştur koştur tuvalete gittim. Allah'tan her odanın kendi tuveri var evlerin hepsinde. Gegirtilerimse hala dışkı gibi kokuyordu. "Allahım ne olur burda olup kalmayim" diye düşünerek yattığım yerden pencereden dışarı bakıyordum. Yine hastalığın ve yaşadıklarımın verdigi psikoloji ile ağlamaya başladım, Aly'e dönüp " Allah kahretsin burayı, iğrenç yer, bir an once buradan kurtulmak istiyorum, keske babanın mezarligini taşıyabilsek, bir daha hic gelmesek buraya" dediğimde Aly kızgın bir ifade ile " hastanın, go çalışmadığı  seyler yasadın anlıyorum ama buraya hakaret etme, geldiğim yeri inkar etmemi bekleme benden" dediğinde   sacmaladigimin farkina vardım. Geldigi yeri inkar eden birine zaten saygı duymamazdim, yalnız o kadar zayıf düşmüştüm o kadar bedenen ve ruhun yorulmuştum  ki "haklısın" demek istemedim. Basımı çevirip camdan dışarı bakmaya devam ettim sadece. Hemen akabinde " götür beni ama ne olur, burda kaldıkça daha da hasta olucam" dediğinde, "yolda tuvaletin gelirse duracak bir yer yok, tuvaletini 2 saat tutacak hale geldiginde hemen yola çıkacağız  hersey hazır, sadece senin biraz düzelmeni bekliyoruz" dedi. Pembe içeceği uzattı. Biraz daha ictim, şişeyi bitirmeme yakın annesi gelip telefonu uzattı, Aly'nin Amerika'daki ablası arıyordu, orada doktor, telefonda meraklanmamam gerektiğini, duyduğuna göre iyileşmeye başladığını, her geldiginde aynı şeyin onunda basına geldigini bir iki güne hic bir şeyimin kalmayacağını söyledi. 
 
 Aksam saat 6 oldugunda iki saattir tuvalete çıkmamıştım. Hemen yola çıkıp islamabada döndük. Islamabad'a vardığımızda istanbula varmışim gibi hissettim bir anda, biraz da olsa medeniyet icine geri donmuştum, derin derin nefes alıp verdim eve varana kadar. En sonunda nefes alabilmiştim. 

GT Road. 
Beni hasta eden yemekler Chapli Kebap
Et yerine yağlı pirzola
Tüfeklerle uğraşan, amangardaki adamları  öldürme fantazisi kuran ben


14 yorum:

Sinem Akkoç dedi ki...

Canım ya gerçekten çok zor günler geçiriyorsun. Çok geçmiş olsun...

Adsız dedi ki...

Su hanim dışarı çıkarken nasıl göründüğünü de çekermisin. Inan merak ettim ama çok acı verici anlattıkların bunları senden duyunca Türkiye bir cennet olduğunu anlıyor ve allaha şükür diyorum.

Cavidan Sengor dedi ki...

Yazdiklarini hayretle okuyorum sanki roman gibi zoe ve sana gecmis olsun :(

lafolya dedi ki...

canım zor ve sıkıntılı günler geçirdiğin belli :( kendine sevdiklerine bol sabır diliyorum

Şehriban Şahin dedi ki...

Su abla yazdiklarini bir solukta okuyorum cok akici ve surukleyici. İslamiyetin bu kadar saptirildigini gördukce gercekten cok uzuluyorum. Peygamber efendimizin eşi tek başina medinenin en iyi tüccariyken orada kadinlar islam kisvesi altinda eziliyorlar.gercejteb cok yazik. Kitap yazarsan Turkiyede bestseller olursun emin ol :*

burkanscetin dedi ki...

Ooof of yuregim acıyor. Cinsiyet bu kadar önemli mi....su dikkat et kendine seni seviyoruz

Renk Yağmuru dedi ki...

Roman okur gibiyim, ya da kotu bir film izler gibi :( Allah oradaki kadinlara yardim etsin. Size de cok gecmis olsun. Yasadiklariniz ve sahit olduklariniz hic de kolay seyler degil.

didoşş dedi ki...

Yazdıkların oradaki gercekler malesef artik donmelisin:(

Adsız dedi ki...

Su amacın ne onu bir türlü anlamadım.1. silahla şaka olmaz.Birde çok matahmış gibi poz vemişsin.2.sürekli kooorumalar, koooruumalar deyip durma.3.Madem bu kadar iğreniyorsun niye ısrarla hala oradasın??? İticisin

Sedef Icer dedi ki...

Sucum bukadar zengin oldugunu bilmiyordum korumalar Hizmetciler mafya babasi amca iyi zengin koca bulmussun ben seni seven bir takipcin olarak sanki yazilarinda cok yardimcilar korumalardan bahsediyorsun yani ne bilim hava atiyosun sanki cok bana öyle geldi pek samimi degilsin sanki.

Adsız dedi ki...

Bencede cok fazla abarti var. Anlattigin kadar kotu degil bundan cok eminim ama iste reklamin iyisi kotusu olmaz.

g karenina dedi ki...

Betty Mahmudi- Not without my doughter (kızım olmadan asla) kitabı geldi aklıma. ortam, kültür, hava, yemekler, adetler herşey farklı. yine iyi dayanmışsın. ben olsam kendimi kapatırdım tamamen, bir an bile mutlu olamazdım sanırım.

NEŞE BAYKAL dedi ki...

Su canım kac ve İngiltere ye dön ne lanet ne iğrenç bir yer orası oylu Allahım iyiki orada dogmamisim

Adsız dedi ki...

Youtube kanalinda cekilis sonucunu yayinladigina gore sag salim Ingiltere'ye donmus oldugunu umuyorum Su'cugum. Cok zor gunler gecirmissin, burada paylastigin icin cok tesekkurler. "Koruma koruma diye hava atiyorsun" diyenlere de lutfen aldirma, biz seni, senin ne demek istedigini anladik. Cok gecmis olsun canim, umarim toparlanmis ve butun bu kasveti, uzuntuyu uzerinden atabilmissindir. Sevgiler.

Bu gadget'ta bir hata oluştu