4 Haziran 2013 Salı

Ben Benden Bekleneni Yaptım...





Adım Işınsu Hakgüden Adam. 
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım.
Evliyim.
6 ayını 1 Haziran'da dolduran bir kızım, 4 yaşına basacak bir kız köpeğim var. 
Türkiye'yi çeşitli uluslararası platformlarda temsil ettiğim Türkçe bir makyaj blogum var. Makyaj ve kadınca konularla ilgili videolar yapıp daha önce yasakladığınız Youtube'dan yayınlıyorum. Eşiniz izlemiştir belki de. Her ne kadar dinimizce yasak olsa da, gördüğüm kadarıyla eşiniz de makyaj yapıyor. Pek çok kapalı bayan takip ediyor, kendilerini iyi hissediyorlar makyaj yapınca. İzlemiş ise  sevgilerimi yolluyorum.

Olaylardan dolayı  kendimi, ailemi unuttum. 3 gündür aynı şeyleri giyiyor, ne yediğimi ne de içtiğimi hatırlıyorum.  Eylemlere katılamadığım için utanıyorum.   

Bu arada belirtmeliyim ki iki haftada bir,  bir kadeh şampanya içerim. O da makyaj gibi, iyi hissediyorum kendimi böylece. İçersem de eşimle içiyorum. Dedim ya, iyi hissettiriyor bazen bir kadeh...

18 yaşımdan bu yana İngiltere/Londra'da yaşıyorum. Burada üniversite okudum. Demokrasiye, insan haklarına verilen önemi beğendiğim için ve özgür ruhumun en rahat hissettiği yerin benim için Londra olduğunu düşündüğümden buraya yerleşmeye karar verdim. Ülkemde özgürlük ve demokrasi olmadığını düşündüğüm için degil, burada daha iyi olduğunu düşündüğüm için…

Kimseye yük olmadım bugüne kadar. İngiltere vatandaşlığı almak, sığınmak için "Türkiye’de bana işkence yapılıyor, onur davasına kurban gideceğim, düşünce suçundan beni hapse atacaklar, öldürecekler, burada kalmam lazım" diye ülkemden  kurtulmak için yalan da söylemedim.  Her "Nerelisin?" diye sorulduğunda -ki burada her zaman sorulur, oğlunuz bilir- öyle bir gururla "Türkiye" dedim ki, bazen insanlar güldüler. Ülkemin ismini söylerkenki gururuma, sesimin yükselişine, göğsümün kabarmasına, başımın dikleşmesine… Üniversitede okurken ülkem hakkında o kadar çok konuşuyordum ki, adımı "Türk Kızı" koydular. 4 ayrı dilde Türk kızı olarak çağrıldım, kimse ismimle çağırmazdı. Burada konuşa konuşa, bana düşmanmışım gibi bakan Ermeni arkadaş da edindim, İsrailli de. Tüm olanlara karşı savundum hükümetimin kararlarını.  Çoğu mantıklı, doğru kararlardı kanımca.  Blogumu açtığımda da o yüzden "Londra'da Bir Türk Kızı" koydum ismimi.  Onlar bana "Türk" derken, siz "çapulcu" dedin... Üzüldüm...

Kızım burada doğdu. Türkiye'ye getirmek için, nüfus cüzdanını çıkartmak için nasıl sabırsızlandım! Türkiye’de çıkartmalıydım cüzdanını. Daha anlamlı, daha özel olmalıydı… Sıradan bir vatandaşlık değil çünkü bu! Bu Türk Vatandaşı olmak! Her şeyden önemli! İstanbul'a inerken ağladım. Kızımın Türkiye'yi, vatanını ilk defa görecek olması duygulandırdı beni. Bu vatan sevgisi çok az kişide var derdik hep. Yanıldığımı son 4 gün içinde gördüm. Tekrar gururlandım. 

Mezun oldum, iş kurdum, vergimi verdim, hiçbir zaman ülkeme kötü söz söylettirmedim, yüz karası olmadım, kanuna karşı gelmedim. Bir Türk vatandaşı olarak yurt içinde ve dışında benden beklenen her şeyi yaptım ama siz benim gibi çapulcuların sizden beklediğini yapmadınız. Türk vatandaşına sahip çıkmadınız, size oy vermeyenlere adeta düşman gözü ile baktığınızı gösterdiniz. O Ermeni arkadaşlarımın ilk Türk olduğumu söylediğimde bana karşı takındıkları tavrı takındığınızı gördüm gözlerinizde. Teke Tek programında laf soktunuz, size oy veren ile vermeyeni ayırdınız, bizi Sünni, Alevi, Ermeni, Yahudi, Kürt, Türk olarak bunca yıl bir çatı altında tutan Atamızın manevi değerini hiçe sayarak hakaret ettiniz. Partinizin gençlik kolları başkanı polisin yanında polise destek vererek suçsuz insanlara saldırdı, Twitter’dan tehdit etti insanları, nefret saçtı. Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek tehditler savurdu. Bunlar demokratik bir ülkede demokrasi ile başa getirilen bir partinin uygulaması gereken bir tavır mıydı? Teke Tek programında üstü kapalı tehdit ettiniz kanalı. Medyayı susturdunuz, neler olduğunu Türkiye’de yaşayan aileme Londra'dan ben anlatmak zorunda kaldım. Sizce bu normal mi? Demokrasi mi? Gurur duyulacak bir şey mi?  Utandım....

3 senedir aktif bir şekilde Twitter kullanıyorum. Geçen sene yaşanan Londra yağmalamasına tanık oldum. Yalnız tüm bu olanları Twitter’dan takip etmek zorunda kalmadım. Çünkü televizyondan gördüm. Özellikle bir devlet kanalı olan BBC sürekli canlı yayındaydı. Sokaklarda olanları, CCTV kayıtlarını yayınladılar. Twitter’a bakma ihtiyacı bile duymadım. O kadar hızlı ve netlerdi yayınlarında… İstedigim kanaldan, istediğim şekilde izleyebildim olanları. Türkiye'dekiler bunu yapamadı. "Twitter baş belası" dediniz ama insanları Twitter’a sürüklediniz. Başka bir yerden haber alamadık günlerce. Sonra Halk TV seyretmeye başladık. Canlı yayın yapan ve internetten en kolay ulaşılan televizyon kanalı Halk TV idi. Biz CHP’li olduğumuzdan değil, başka hiçbir kanalda bir şey yayınlanmadığından izledik o kanalı. Onu düşünerek eylem yapan veya destek olan herkes CHP’li diye düşünenler var ki, doğruluğu yok. CHP Gezi  Parkı’nda miting yapmaya kalkıştığında, o başa bela Twitter kullanıcıları   olarak hep bir ağızdan "İstemiyoruz hiçbir partiyi" diyerek pay çıkartmalarına izin vermedik. Twitter sayesinde, eylemcilerin bilinçli insanlar olması sayesinde oldu bu. Birkaç yeri yakıp yıkmaya çalışan provakatörler Twitter sayesinde görüldü, gösterildi, ihbar edildi. Görmediniz, suçladınız! Kırıldım...

Olaylar çok daha büyüyecek, her yerde yağmalama olacak sanarken "Yağmalama yapma, taş atma, polise saldırma, onlar düşman değil"  tweetlerini gördükçe, retweetledikçe ağladım sessizce. Bir yanım kan ağlarken, bir yanım gurur duydu. 

O eylemciler sana sadece onların da bir  sesinin olduğunu, bize düşman gözü ile bakmaman gerektiğini söylemek istedi. Aslında bunu çok uzun zamandır söylemek istediler ama dinleyen olmadı. Yine dinlemek istemediniz. Ülkeyi, bu haldeyken bırakıp gittiniz. 

Şimdi unutmamalı, sevgiyle anmalı hayatını kaybeden o gencecikken polisin 4 kez ateş ederek öldürdüğü Abdullah Can Cömert'i... 


Ben yurt içi veya yurt dışı benden beklenen her şeyi yaptım ama siz benim sizden beklediğimi yapamadınız. İsteksiz de olsa "Bir yanlışlık yapıldı, bir daha olmayacak" deseydiniz, bu olaylar bu noktaya gelmeyecekti. 

Bir lider empati kurabilmeli, halkı dinleyebilmeli, anlayabilmeli, göğüs germesini bilmeli, en önemlisi bir hata yaptığında ondan ders çıkartmasını ve özür dileyebilmesini bilmeli. Siz, sizden bekleneni yapamadınız ama hiçbir zaman geç değildir. Büyüklük "Ben de yüzde elliyi salarım üstünüze. Siz benim kim olduğumu bilmiyor musunuz?! Yıkar geçerim!" diyende değil, bir çapulcudan bile özür dileyenlerde kalır! 

Not: Sizi çok bitkin, yorgun gördüm dün sayın başbakanım. Size krem highlighter (aydınlatıcı) -M.A.C Pearl vb.- tavsiye ediyorum. Cildiniz kurumuş, uygularsanız ışıl ışıl olur. Yüze bir Nur gelmiş gibi oluyor gerçekten. İsterseniz ben buradan göndereyim. Hem daha ucuz, o kadar vergi vermezsiniz. Artık internet üzerinden satış da yasak biliyorsunuz...

Gururla...
Londra'da Bir Çapulcu Kızı 




Bu gadget'ta bir hata oluştu